Etkileri halen devam etmekte olan küresel ekonomik krizin uluslararası finans sistemine ve sonrasında reel ekonomiye yansıyan tahrip edici etkileri dünya ekonomi yönetimlerinin benzeri görülmemiş bir işbirliği sergilemeleri ve piyasalara müdahaleleri sayesinde şimdilik kontrol altına alınmış görünüyor. 2. dünya savaşından beri ilk defa 2009 yılında daralan dünya ekonomisinin 2010 yılında gelişmekte olan ülkeler öncülüğünde tekrar büyümeye geçmesi bekleniyor. Bununla birlikte, dünya ekonomisini çökmekten kurtaran bu önlemlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan, borç yükünün özel sektörden kamu sektörüne transfer edilmesi, ülke iflaslarına yol açacak boyutlara ulaşarak, önümüzdeki dönemde uluslararası mali ve ekonomik sisteme yönelik ciddi bir tehdit teşkil etmeye başladı. Ayrıca, özellikle gelişmiş ülkelerde geçmişte görülmemiş seviyelere ulaşan borçluluk oranlarının önümüzdeki yıllarda çok ciddi kemer sıkma politikalarını gündeme getirecek olmasının, küresel büyüme beklentilerini önemli ölçüde baskılayabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Türkiye ekonomisi de kaçınılmaz olarak küresel krizden olumsuz etkilendi. Hem finans hem de reel sektörde önemli üretim ve işgücü kayıpları yaşandı. Yabancı sermaye akışının durması tasarruf açığı olan ekonomimizdeki büyümeye sekte vururken, başta AB ülkeleri olan başlıca ticaret partnerlerimizde yaşanan derin daralma ihracat hacminin önemli ölçüde düşmesine yol açtı. Türkiye ekonomisinin % 4,7 küçüldüğü 2009 yılında, Merkez Bankasının hızlı faiz indirimleri ve alınan maliye politikası tedbirleri daha da derin bir daralmayı engellemekte başarılı oldu. 2009 yılının son çeyreğinde gerçekleşen % 6 oranındaki büyüme, sürdürülen düşük faiz politikasının 2010 yılında büyümeyi destekleyeceği yönündeki umutların artmasına yol açtı.
Gelişmiş ülkelerde ve Türkiye?yle benzer kategoride nitelendirilen Doğu Avrupa ülkelerinde bankacılık sektöründe ciddi sorunlar yaşanırken, Türk bankacılık sektörü güçlü sermaye yapısı ile mali krizi az bir hasarla bertaraf etmeyi başardı. 2001 krizi sonrası alınan tedbirlerle sektörün kavuştuğu güçlü sermaye yapısı, etkin risk yönetimi ve oluşturulan sıkı bir denetim gözetim ortamı Türk finans sektörünün dış finansman imkanlarının önemli ölçüde azaldığı bir ortamda sapasağlam ayakta durabilmesini sağladı. Yaşanan gelişmeler, bankacılık sektörünün sendikasyon kredilerinin çevrilmesi ve takipteki alacaklardaki artışla ilgili yıl başında taşınan endişelerin büyük ölçüde yersiz olduğunu ortaya çıkardı.
Yüksek belirsizlik ortamının hakim olduğu 2009 yılında GSD Holding olarak spekülatif beklentilerden uzak durmaya, mali yapının sağlam tutulmasına ve güçlü bir likiditeye sahip olmaya odaklandık. Tekstilbank sağduyulu, temkinli politikaları ve yüksek risk yönetimi becerisiyle sermaye tabanını güçlendirdi ve yüksek likidite seviyesini korudu. Özkaynağın korunması, maliyetlerin düşürülmesi ve aktif kalitesinin sürdürülmesi olarak belirlediğimiz önceliklerimizi titizlikle uyguladık. Şube ve personel sayısını yeniden düzenleyerek verimliliği artırdık.
2009 yılında bankacılık, leasing ve faktoring faaliyetlerimizden kaynaklanan kredi ve plasmanlarımız ufak bir artışla 1,8 milyar TL?na ulaştı. Dış ticarette ise Türkiye?nin toplam ihracatının önemli bir gerileme kaydettiği bir yılda ihracatımız % 21 artarak 744 milyon ABD dolarına yükseldi. Aldığımız tedbirlerle şirketlerimizin mali yapı ve likiditelerini güçlü tutarak, onları daha rekabetçi olmasını beklediğimiz önümüzdeki döneme en iyi şekilde hazırladığımıza inanıyoruz. Bu zorlu dönemde büyük bir azim ve gayret gösteren tüm çalışma arkadaşlarıma ve bizi destekleyen değerli pay sahiplerimize teşekkürlerimi sunuyorum.